![]() |
BÖLÜCÜ DAVRANIŞLAR VE TÜRK DEVLETİYazan : Em. Tümg. Aptullah KULOĞLU GEÇMİŞ YILLARDA TÜRK TOPRAKLARI ÜZERİNDE BÖLÜCÜ GİRİŞİMLER:Tarih boyunca Türk Toprakları üzerinde, etki dönemlerine göre, hem siyonizm, hem komünizm ve hem de kapitalizm, aralıksız olarak yıkıcı ve bölücü girişimlerde bulunmuş ve bu konuda zaman zaman da kendi aralarında işbirliği bile yapmışlardır. Siyonizmin öncülerinden olan ve zamanın ileri gelen devlet adamlarından birisi “Arz-ı Mev’ud = Vadedilen topraklar” felsefesine göre yayılma siyasetini şu sözleri ile bütün dünyaya duyurmuştur: “Bizim esas hudutlarımız bugünkü hudutlar değildir. Bizim hudutlarımız, Nil nehrinden Fırat’ın doğusuna kadar uzanmaktadır. Bu hedefi gelecekte genç nesillerimiz gerçekleştirecektir.” Aslında bu sözler adı geçen devlet adamının fikri değildir. Bu istek, Yahudilerin dini kitabı olan ve aslını kaybederek tahrif edilmiş bulunan “Tevrat”taki Rab Yekova’nın emridir. Asırlar önce, Arz’ı Mev’ud felsefesinin tahakkukuna mani olan ROMA İMPARATORLUĞUnu ve HİRİSTİYAN DİNİNİ çökertmiş olan Yahudiler, tam gayelerine ulaşacakken, karşılarına Osmanlı İmparatorluğu çıkmış, bu defa da OSMANLI İMPARATORLUĞU ve İSLAM DİNİNİ yıkma gayreti içine girmişlerdir. Dr. Teodor Herze, zamanın Osmanlı Hükümdarına, Filistin’i para karşılığında Yahudilere vermesini teklif etmiş, fakat Hükümdar, “Bu topraklar benim malım değil, üzerinde kan dökerek savaşmış olan milletimindir.” Diyerek, bu haince teklifi reddetmiştir. Bu defa, Osmanlı İmparatorluğu var oldukça emellerine erişemeyeceklerini anlamış olan Yahudiler, ÜLKEDE İÇ İSYANLAR ÇIKARMAK, EKONOMİK KRİZLER YARATMAK, SİYASİ BUNALIMLAR MEYDANA GETİRMEK ve bu suretle Devleti yıpratıp yok etmek için türlü girişimlerde bulunmuş, bu buhranlara dayanamayan Osmanlı İmparatorluğu da sonunda yıkılıp gitmiştir. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış ama, İmparatorluğun ana çekirdeği olan Türkler; hem iç hem dış güçlere karşı, tarihte benzeri görülmemiş bir mücadele vererek, onun yerine yepyeni bir ruhla, sağlam temellere dayalı Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Kuvvetli azim ve iradeye sahip ATATÜRK’ün önderliğinde, genç TÜRK DEVLETİ’nin kurulmasından, gün geçtikçe her yönde gelişmesinden ve emin adımlarla ilerleyip bölgede güçlü bir devlet haline gelmesinden, kendi yayılma politikalarının geleceği yönünden endişeye düşen dış emperyalist güçler, bu defa Türkiye’nin başına aşırı akımları musallat etmişler; ve ayrıca, kuvvetli bir Türkiye’nin Ortadoğu’daki çıkarları için de bir engel teşkil edeceği düşüncesiyle de, ERMENİ KOMİTECİLERİNİ teşvik ve KÜRTÇÜLÜK faaliyetlerini organize etmiş, Doğu Anadolu’da yaşayan KURMANÇ ve ZAZA kardeşlerimiz üzerinde, bin-bir çeşit tahripkar faaliyetlerini artırmışlardı. ......................................... Dış emperyalist güçlerin tahrik ve teşviki ile Osmanlı İmparatorluğu içinde çıkarılan isyanlar ve nihayet patlak veren Balkan Savaşı ve çok geçmeden çıkan Birinci Dünya Savaşı ve bu savaşlar sonunda, komuta kademesi dejenere edilmiş, ordunun yenilgileri, İmparatorluğu, çok ağır hükümleri taşıyan Sevr anlaşmasına sürüklemişti. Emperyalist Devletler, bir yandan SEVR anlaşmasına göre Osmanlı İmparatorluğu topraklarından hisselerine düşecek yerlerin tespitine çalışırlarken, öte yandan da 1916 Sykes-Pikat taksim projesi adıyla anılan gizli bir anlaşma hazırlamışlardı. Bu gizli anlaşmanın en önemli kısmı, Kafkasya’dan Adana’ya kadar olan bölgede bir ERMENİSTAN devletinin kurulmasının öngörülmüş olmasıydı. Rusya, Sykes-Pikat adındaki bu gizli taksim projesine razı olmakla beraber, Türk Boğazları üzerindeki isteklerini tekrar ortaya koyuyor, Doğu Anadolu’da Trabzon, Erzurum ve Van vilayetlerinin , yeni kurulması tasarlanan Ermenistan Devletine verilemeyeceğini, bu bölgelerin kendisine ait olduğunu bildiriyordu. Orta Doğu Petrolleri üzerindeki hakimiyetlerinin tehlikeye düşmesini istemeyen bazı güçler, özellikle İNGİLTERE, ORTADOĞU ve RUSYA arasında bir TAMPON BÖLGE kurma amacıyla, Ermeni Komitecilerden bazıları ve satılmış bazı Kürt Beyleri ile temas kurmuş ve kendilerinin de Kürdüstan ve Ermeni Devleti kurma hareketlerini destekleyeceklerini açıklamışlardı. 1917 Ekim Komünist İhtilalinden sonra Avrupa’nın muhtelif yerlerinde (LONDRA – PARİS) Türkler aleyhine faaliyet gösteren ajanlar, aldıkları talimatlara göre, TÜRKİYE, IRAK ve İRAN’daki Kurmançları isyana teşvik için geniş çaplı bir propaganda faaliyetlerine girişmişler ve bu maksat için de bazı teşkilatlar kurmuşlardı. Bunlardan en önemlisi “Kürt Teavün (Yükselme ve yardımlaşma) Cemiyeti’dir. Bu cemiyetin kurulmasında özellikle SİYONİST emperyalizmin büyük çabası olmuştur. Kürt Teali ve teavün cemiyeti 1919’da faaliyetini iyice artırmış ve üyelerinden ŞERİF PAŞA’nın Paris Konferansına katılması için, İngilizlerin Paris’e gelen İngiliz heyet başkanı ile görüşmüşlerdi. Bu olayların en enteresan yanı, birbirini bir kaşık suda boğmaya çalışan bu ülkeler, kurulacağı tahmin edilen yeni yapılanmadan en fazla pay kapmak için, birbiriyle ortak amaçmış gibi iyi geçiniyorlardı. Fakat Kürtler de her yapılan gizli görüşmede, görüştüğü ülkeye, tamam sizinleyim diyor, bunu haber alan öteki ülke yeni bir görüşme yapıyor, ona da sizinleyim diyorlardı. Kürtlere kimse güvenmiyordu. “Hele bir Kürtleri, Türklere karşı kullanıp, bölgeyi bölelim de, ondan sonrası kolay” diye düşünüyorlardı. İngilizlerin, bu gafilleri kendi çıkarları doğrultusunda nasıl aldattıklarını, İngiliz Gizli Örgütü’nün Ortadoğu’daki bir üssüne, bir avuç Türk Evladı’nın yaptığı inanılmaz baskın sonucu elde edilen şu vesikalardan anlamak mümkündür. 21 Temmuz 1919 Tarihli RAPOR: “...Mezopotamya şimdi bizim olacağına göre Albay Noel’e bir Kürt Devleti kurdurup, kuzey dağlarını İngiliz kanı akıtmadan koruyabiliriz...” 27 Ağustos 1919 Tarihli RAPOR: “...Kürtlerin ve Ermenilerin diğer meseleleri beni ilgilendirmez. Bizim Kürt Meselesine verdiğimiz önem, Mezepotamyadaki kaynaklarımız içindir...” 28 Kasım 1919 Tarihli RAPOR: “....KÜRTLERE HER NE KADAR İNANMASAK DA, ONLARI KULLANMAMIZ MENFAATİMİZ GEREĞİDİR. Doğu Anadolu’yu ancak savaş çıkartarak Ermenistan ve Kürdistan diye BÖLEBİLİRİZ...” Gizli örgütün yetkili yerlere gönderdiği, TÜRK TOPRAKLARINI ve TÜRK MİLLETİ’ni bölmeyi ve parçalamayı hedef alan gizli raporlar arasında, Türk Toprakları ve Türk Halkı üzerinde oynanmak istenen olayları ve Kürtleri imha planını içeren, Türkiye’deki işbirlikçi ailelerin listesi de dahil, bir çok doküman bu baskında ele geçirilmiştir. Büyük ATATÜRK’ün önderliğinde TÜRKLERİN istiklal hareketine girişmesi ve birçok yerde başarılar kazanması, ve güçlü Türk Devleti’nin doğuşunun kuvvetli belirtileri olması nedeniyle, bu hareket dış emperyalist güçleri büyük ölçüde rahatsız etmeye başlamıştı. Bu yeni hareketin, ilerdeki tarihlerde kendi çıkarlarına set çekeceğini anlamış olan Emperyalist güçler, bu tarihlerde YIKICI ve BÖLÜCÜ girişimlerine daha büyük bir hız vermişlerdi. Dış güçlerin içte ve dışta girişmiş oldukları her türlü saldırılara karşı artık ayağa kalkmış olan KAHRAMAN ve VATANSEVER TÜRK MİLLETİ, bir yandan batıdaki saldırılara şiddetle karşı koyarken, öte yandan da Doğu Anadolu Kurmanç oymakları, emperyalistlere, kardeşleri Türkmenler ile birlikte karşı koyup, onlara hak ettikleri cevabı vererek, satılmış bazı AĞA ve POLİTİKACILARINA uymayıp, müşterek vatanları olan Türk Topraklarından saldırgan düşmanı söküp atmışlardır. İşte bu Kurmançlar, kanının hükmüyle hareket eden TÜRK ve MÜSLÜMAN KÜRTLERDİR. TAHRİKLER VE ÇIKARILAN İSYANLAR:Gizli Kürt Teali Cemiyeti’nin kurulmasına ön ayak olan dış emperyalist güçler ile Arz-ı Mev’ud felsefesinin gerçekleşmesi için her türlü hileye ve eyleme baş vuran Siyonistler, Türk aleyhindeki yıkıcı ve bölücü faaliyetler sırasında Siyonist Ajanlar, gizli Kürt Teali cemiyeti ile ilişki kurmuş ve kendilerini destekleyeceklerine dair teminat vermişlerdi. Aralarında yaptıkları işbirliği ve Doğu Anadolu Bölgesinde giriştikleri tahrikler sonucu, 1925’de Piran Köyünde ŞEYH SAİD İSYANINI başlatmışlardır. Bu girişimlerde, Türkiye aleyhindeki yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin neler olduğunu, çıkarılan bu isyanın maksadını ve bu hareketle kimlere hizmet edilmek istenildiğini BİR SİYONİSTİN yazısından ibretle öğrenmek mümkündür. 1946 yılından 1953 yılının son aylarına kadar, kuvvetini Gramos ve Viçi dağlarında hissettiren Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (E.L.D.) nin yayın organı olan “Halkın Sesi – Laiki Foni” gazetesinin, 1 Ağustos 1948 Tarih ve 685 Sayılı nüshasında, Ege’nin ve Balkanların kıdemli Komünisti Varna’lı Yahudilerden 33 dereceli “Üstad’ı Azam” Farmason Avram Benaroya’nın aşağıdaki yazısı neşredilmiştir: “Türkiye’de çıkarılan Yarım Ay Dergisini senelerce biz Komünist cephenin masonları himaye ettik. Derginin ilk çıkışında, İstanbul’lu bir birader, Marsilya’da bana başvurarak, Komünist cephesinin kendilerine maddi yardımda bulunmasını rica etti. Durumu kısaca muhakeme ettiğim zaman, yardımın gerekli olduğunu hemen anladım. Fakat bu yardımın yapılması için Komünist cepheye müracaat edilmesi büyük zaman kaybına sebep olacaktı. Fakat düşünmeden hemen otele gittim ve New York’lu biraderimiz Jakop Şif’in bana göndermiş olduğu çeklerden otuz bin dolarını alıp, bu işgüzar dostumuza verdim. (JAKOP ŞİF, Komünist İhtilalinde LENİN’e maddi yardımda bulunan, dünyanın en büyük bankerlerinden biridir. Dünya Siyonist Teşkilatının en ileri gelenlerinden olan bu şahıs, bir Amerikalı Yahudi’dir. Siyonizm’in emrindeki bütün ihtilallerin mali yükünü bu şahıs karşılamaktadır.) Yardımın yapılmasından sonraki uygulamada, Yarım Ay Dergisi’nin başarı ile yayımına devam ettiğini anladım. ................... Aradan epeyi zaman geçtiği halde Türkiye’de bizi memnun edici ilerlemeler ve gelişmeler olmuyordu. Muhafazakar ve dinine bağlı Anadolu Köylüsünü kızıl felsefeye alıştırmanın ne kadar güç olduğunu takdir edenlerdenim. .................... Fakat ne yapıp yapıp bir sonuç alınmalı idi. Zaza Kürtlerinin Liderlerinden bazıları devamlı aşılamalarımız sayesinde Mason Cemiyeti’ne girmişlerdi. Bu dağlı liderler zamanla hükümet devirme olaylarına ısındırıldıktan ve inandırıldıktan sonra isyana teşvik edildi. İsyanın başlıca gayesi; sanki, devletin dini eğitimi ve dini yayını önlediğini ve DİNSİZLİĞİ GENELLEŞTİRMEK istediğini bahane ederek, bu durumun silahla halledilmesi idi. Çok doğaldır ki, hedefe varmak için çeşitli şeytani hilelere başvurmak ana prensiplerimizdendir.” ................ “Dine dayanarak Piran’da isyan çıkarmakta iki maksat güdülmüştür: Türk Devleti yöneticilerini dinsizlikle suçlayarak, İslam Alemi nazarında Türklerin Yüksek Mevkiini sarsmak ve böylece müslüman dünyasının düşmanlığını Türkiye ve Türk Milleti üzerine toplamak. Çünkü asırlardır, İslamiyetin biricik temiz savunucusu Türklerdir. Bu cihetin tamamen körletilmesi için de, isyanda dini maksatların güdülmesi ve körüklenmesi zorunludur.
Nitekim olaylar planlandığı gibi gelişmiş ve isyan kısa sürede bastırılmıştır.” “Kürt Teali Cemiyeti de, bizlerin yardımı ile kurulmuş MİSTİK (Dini inanç) ESASLARA DAYALI, TIPKI ORTA ÇAĞDA teşekkül etmiş olan ‘İHVAN-I SEFA = KEYİF ve EĞLENCE ARKADAŞLIĞI’ gibi bir örgüttü. .............. Anadolu’da bir seri devam eden bu isyanlar bize fazla bir şey kazandırmamış ise de, milliyetçi ve muhafazakar cepheyi çökertmiştir.” Diye bu yazı devam etmektedir. İşte, Türk ve İslam düşmanı Siyonist Emperyalizmin oyunları ile; inanmış oldukları İslam dini istismar edilen, Kürdistan hayali uğruna kışkırtılan ve Oğuz Boylarından gelen bu vatanın öz evlatları, gerçekleri bilmeden, kime hizmet ettiklerini anlamadan isyan etmişler, bunda hem kendileri ve hemde kan kardeşi oldukları, aynı soydan gelen Türkler ve Türk Devleti zarar görmüştür. Bunun sonunda kazançlı çıkan yine de, Türkleri hem millet hem de vatan olarak bölmeye ve parçalamaya çalışan emperyalist güçler olmuştur. Bu girişimlerinde başarılı olamayan dış emperyalist güçler ve onların yalanlarına ve riyalarına aldanmış olan bir avuç insan, Türklere karşı yapılacak mücadelede, KÜRTÇÜLÜK HAREKETİ ile “ERMENİ HINÇAK CEMİYETİ” FAALİYETLERİNİN BİRLİKTE YÜRÜTÜLMESİNİN daha etkili olacağını ve bu şekildeki hareketin emperyalizmin “PARÇALA, BÖL, YÖNET” politikasına da uygun düşeceğini kabul etmiş ve bu yoldaki girişimlerine başlamışlardır. Türkler aleyhine devamlı surette yıkıcı ve bölücü faaliyette bulunan dış emperyalist güçler tarafından; Ermeni Hınçak Cemiyeti mensupları ile Ermeni Taşnakların ileri gelenlerine, “ERMENİ FAALİYETİ İLE KÜRTÇÜLÜK HAREKETİNİN BİRLİKTE YÜRÜTÜLMESİ HALİNDE; ERMENİ DAVASININ DAHA ÇABUK BAŞARIYA ULAŞMASI İMKANINI BULACAĞI ve bu arada kurulacak olan Ermenistan hudutları içindeki KÜRTLER ŞİMDİDEN NE KADAR KIRILIR ve zayıflatılırsa, bunun Ermeniler için büyük başarı olacağı” söylenmiş ve bu konuda onlar ikna edilmişlerdir. Siyonistler de, kendilerinin kabul ettikleri topraklara Ermenilerin hakim olmasını istemiyorlar ama onlarda, kültürel kimlik arkasından bağımsızlık kazanacak bir Kürdistan’ta, elden geldiğince az Kürt olması için, Kürtlerin kırılmasını daha çok arzu ediyorlardı. İngilizler ise; bir ara kontrolu elinden kaçırıp, siyonistlerin oraya hakim olacağını anlayınca İran, Irak, Suriye ve Turkiye’yi aynı anda harekete geçirip, Kürt Nüfusunu tamamen yok etmek için bir başka planı devreye sokmak istemişse de, Türkiye bu oyunu bozup, aldatılan ailelere iç göç uygulayıp, hunharca katliamdan bu kardeşlerini korumuştur. İngiliz-Siyonist çekişmesi devam ederken Ermeniler, konuşulan Kurmanç lehçesinde “benlik” anlamına gelen “Hoybon” kelimesinin, Ermenilerin ve bu arada Ermeni Taşnak Komitelerinin eskiden beri Ermeni Yurdu anlamına gelen “Haypun” kelimesiyle olan yakınlığından hareketle “HOYBUN” adında bir KÜRT-ERMENİ cemiyet kurma kararı vermişlerdir. Çeşitli bölgelerde gizli toplantılar yapan Hoybun Cemiyeti üyeleri, nihayet Paris’te yaptıkları kongrede, biri Kilikya’da (Adana ve Çevresi), diğeri de Erivan’da olmak üzere iki Ermeni Devleti’nin kurulmasına, bunların arasındaki bölgede de bir Kürdistan Devletinin teşkiline karar verdiler. Ermeni Komitecilerinin teklifi üzerine, bu tasarı kararın ayrıntılarını görüşmek için, Kürtçülük hareketi ileri gelenleri ile Beyrut’ta bir toplantı yapılması karlaştırıldı ve bu toplantı hususunda her iki tarafça anlaşmaya varıldı. Beyrut toplantısında nelerin görüşüldüğüne ve nasıl bir sonuç alındığına geçmeden evvel, Kürt Teali ve Teavün Cemiyeti Kurucularından olan, KÜRTÇÜLÜK hareketi konusunda büyük gayret gösteren, Kürtler adına Paris’te ve diğer bölgelerde yapılan toplantılara katılan, Doğulu aydın bir vatandaşımızın, Dr. Şükrü Sekban’ın, bu konuda büyük bir yanılgıya uğradığını belirten itiraflarına kulak verelim! Dr. ŞÜKRÜ MEHMET SEKBAN Kimdir?Dr. Sekban, 1881 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğmuştur. İstanbul’daki ASKERİ TIBBİYE okulundan 1903 yılında Dr. Yüzbaşı olarak mezun olmuş ve orduya katılmıştır. 4-5 yıllık hizmetten sonra Kürtçülük güden çevrelerle temas kurmuş ve bu arada “Kürt Teali ve Teavün Cemiyeti”nin kurucuları arasında yer almıştır. 1919 yılında ORDUDAN AYRILMIŞ olan Dr. Sekban, bölge halkını Kürtçülük cereyanı istikametinde TAHRİK ve TEŞVİK etmiş ve bunları kendi fikir ve eylemleri doğrultusunda oluşturmaya çalışmıştır. Ayrıca Birleşmiş Milletlere bir mektup yazarak Kürtçülük Sorununu uluslar arası platforma getirme teşebbüsünde bulunmuştur. Ancak daha sonraki tarihlerde, yapmış olduğu incelemeler sonunda gerçeği bütün çıplaklığı ile görmüş ve bu konudaki yanılgısını anlamış olan Dr. Şükrü Mehmet Sekban, yanılgısını ortaya koymak ve bu konudaki gerçekleri açıklamak maksadıyla , 1933 yılında Fransa’da iken, Fransızca olarak “KÜRT SORUNU” adı bir kitap yazmıştır. Dr.Sekban bu kitabında, Kürt diye adlandırılan vatandaşlarımızın da Türkler gibi Orta Asya’dan geldikleri, onlarla aynı köke mensup olduklarını, dinlerinin aynı olduğunu, örf ve adetlerinin birbirine çok benzediğini belirtmiş ve bu nedenle de Türkiye’de Kürt Sorunu diye bir meselenin olmaması gerektiğini ve bunun hiçbir anlam taşımadığını ve taşıyamayacağını açık bir dille ifade etmiştir. Dr. Şükrü Sekban kitabındaki açıklamalarını şu sözleri ile tamamlamıştır; “Gerçekte Türk ve Kürt arasında hiçbir ayrılık yoktur. Bizim aile adımız Turani’dir. AYNI IRKTAN OLMA HİSSİ ve TURANİLİK GURURU, ONLARI KENDİ CANLILIKLARI İÇİNDE, GEÇMİŞTEKİNDEN ÇOK DAHA PARLAK BİR HAYATA, MUKADDERATA GÖTÜRECEKTİR. ................................ Türkiye’nin kaderini tayin eden GAZİ’nin (ATATÜRK’ün) liderin “Çizdiği Yol”dan şunu kastediyorum: Geçmiş ile mutlak olarak alakayı kesmek, milleti aynı düşünce ve zihniyet içinde kaynaştıracak olan tek bir ideal beslemek, ilimlerin yeni gelişmelerinden milleti zenginleştirmek ve bu suretle yeni Türkiye’yi kültürce ilerlemiş devletler arasına sokmak.” ............................ Aklı başında olup da, İngiliz, Ermeni, İsrail bağlantısı ve çıkarı olmadan Kürtçülük yapan vatandaşlarımız var ise, bu kitabı bulup, okumalarını dilerim. ................... Şimdi Hoybun Cemiyeti’nin giriştiği faaliyetler ve yaptığı kongrelere geri dönelim. Beyrut’ta gizli olarak toplanan kongrede, Papazyan ismindeki bir Ermeni cemiyet başkanı olarak seçilmişti. Fakat bir Ermeninin başkan seçilmesini istemeyen cemiyetin diğer üyeleri buna itiraz etmiş ve başkanın bir Kürt olmasını istemişlerdir. Hoybun Cemiyeti başına seçilmiş olan Papazyan, gerginleşen durumu yatıştırmak ve meydana gelen hoşnutsuzluğu gidermek için, “Cemiyette başkanlık yoktur. Benimki yalnız idari bir görevdir.” Demişse de, itiraz eden üyeleri yatıştıramamış ve inandıramamıştır. Bu arada toplantıda bulunanlardan Şeyh Mehdi, ayağa kalkarak elindeki haritayı masanın üzerine fırlatmış ve “BURAYA KADAR OYNANAN OYUNUN MAHİYETİ ARTIK ANLAŞILMIŞTIR. ŞU ŞEKLE BAKINIZ! İKİ ERMENİSTAN, İKİ YUMRUK ARASINDA KALMIŞ BİR KÜRDİSTAN. BUNU KİM KABUL EDER?... BU DA GÖSTERİYOR Kİ, SİZ BİZİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN GİZLİCE UÇURUMA SÜRÜKLEMEK İSTİYORSUNUZ. Biz de kararı kabul etmiyoruz.” Demiştir. ................................................... Benzeri deyimler çok emperyalist güçlere tekrarlanmış ama yine aldananlar olmuş, yine zararı halk görmüştür. Mehmetçik görmüştür. Bu yazı yazılı yıllar oldu. O günden bugüne çok şey değişti. Rusya’da azınlıklar kontrol altına alındı. Yönetimde Ruslar var. Ruslar artık bu ve benzeri bölücü hareketlere destek vermezler. Fransa ile Türkiye’nin arasının bozulmasında çıkarı olacak güçler, Fransa’da yeni oyunlar tezgahlamaya çalışabilirler ama Fransa’nın da bunlara izin vermeyeceğine inanıyoruz. Almanlar ne kadar oynasa da, sonuçta Türklerden yani Türkiye’nin bütünlüğünden yana olurlar. Ermenilere destek vermezler. Siz Türkiye’nin içindekilerden, Ermeni vatandaşlarımızdan değil, Türkiye’nin zayıflamasını isteyen güçlerden, RUSYA, FRANSA, ALMANYA ile Türkiye’nin arasında problemin olması, yoksa yaratılması ve böylece Türkiye’yi kontrol altına almak isteyenlerden ve Basın-Yayın organlarından korkun! Bir de bizi yönetenlerden korkun. O tarihlerde, 11 Ekim 1930 da Gloruz Zeitung isimli Alman Gazetesi, Ağrı İsyanını, dış güçlerin teşvik ve tahriki ile çıkarıldığını , bu güçlerin isyancılara silah, malzeme ve para yardımı yapmak suretiyle desteklediğini belirtmiş ve isyan hareketinin gayesini şöyle açıklamıştır. 1. Türkiye ile Rusya arsında tampon bir devlet kurmak. 2. Türkiye’yi ekonomik olarak zayıf düşürmek. 3. Türkiye’yi mukavemetsiz bırakıp, MUSUL KONUSU bakımından İngilizlerle anlaşmaya mecbur etmek. 4. Kürtlere her çeşit silah ve cephane verip, kendi çıkarları yönünden Türk ve Kürt kanı döktürmek. Bu olayların perde arkasını batılı devletler, bizim bugünkü devlet adamlarımızdan daha iyi bilirler. Bizim vatandaşlar olarak bu oyunları anlamamız, birbirimize kenetlenmemiz ve seçimlerde buna göre davranmamız, en akıllıca yoldur. O zaman Avrupa anlayacak ki, bizi almak istiyorsa veya dışta, ne yapacağından emin, güvenilir bir müttefik olarak istiyorsa; bu toplumun kalkınması, gelişmesi ve çağdaşlaşması, daha DÜRÜST ve açık olması için, bu ülkenin sanayileşmesine izin vermek, tarımını, hayvancılığını korumak-güçlendirmek zorundadır. Sekiz ayrı dilde eğitim, bu ülkenin ilk öncelikli problemi değildir. Ayak oyunları ile Anayasanın başlangıç ilkelerini bile değiştirmek bir politik başarı değil, gerçek başarı; bu millete dürüstçe hizmet etmek, güvenlik içinde tüm vatandaşlarımızın iş ve ekmek bulmasını sağlamaktır. Bazen da sınır boylarında, ülke içinde ve dışında canı pahasına bu ülkenin güvenliği için, huzuru için uykusuz kalan insanlara saygı gösterip; sabaha kadar bilgisayar başında uykusuz kalıp, kanı bozukların basın-yayın taarruzu karşısında, politik çıkar için, kişisel çıkar için memleket toprağını satanlara karşı toplumu bilgilendirmektir.
|
|
Bu yazı Cafer Tanrıverdi tarafından gönderilmiştir. |